1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanıyla birlikte Sefarad Yahudileri de yeni devletin eşit vatandaşları arasında yerini aldı. Lozan Antlaşması’nın 37–45. maddeleriyle Türkiye’deki gayrimüslim topluluklara eğitim, din ve kültür alanlarında bazı haklar tanındı. Bu süreçte Sefarad toplumu, Osmanlı’daki özerk “millet sistemi”nden çıkıp Cumhuriyet’in laik hukuk düzenine dâhil oldu.

Salamon Natan Eskenazi 16. yüzyılda yaşamış bir İtalyan Sefarad hekimi ve diplomattır. Osmanlı İmparatorluğu’na göç ettikten sonra Sultan’ın kişisel hekimi oldu. Bu göreviyle, ilgili ülkelerin Konstantinopolis büyükelçilerini etkileyerek Avrupa’daki topluluklardaki Yahudiler için rahatlama sağlamada etkili oldu.
Cemaat Yapısının Yeniden Düzenlenmesi
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Osmanlı’daki “Hahambaşılık” kurumu, Türkiye Hahambaşılığı adıyla yeniden organize edildi. Bu kurum, tüm Yahudi cemaatlerinin dinî işlerini yürütmek ve resmî temsil görevini üstlenmekle sorumluydu.
Eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı; dinî eğitim sınırlandırıldı ve müfredat Türk eğitim sistemine uygun hale getirildi. Daha önce Fransızca veya Ladino dillerinde eğitim veren okullar bu dönemde Türkçeye geçti.1928–1934 yılları arasında yürütülen “Vatandaş, Türkçe konuş!” kampanyaları sonucunda Ladino dili kamusal alandan çekilirken, topluluk dili olarak Türkçe ön plana çıktı.
Sinagoglar, sosyal yardımlaşma dernekleri ve kurumlar (örneğin Or-Ahayim Hastanesi, Zülfaris Sinagogu Vakfı, Balat Yetimhanesi) faaliyetlerine devam etti ancak devlet denetimi altında kaldı. Cemaatin yönetimi ise Türkiye Hahambaşılığı gözetiminde seçilen vakıf yöneticileri tarafından yürütüldü.
1940’larda Yaşanan Zorluklar
1940’lı yıllar, II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde Türkiye’deki azınlık toplulukları için zorlu bir dönem oldu.
1942 Varlık Vergisi:

Varlık Vergisi, Türkiye’de 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanunla Mart 1944’e kadar uygulanmış olağanüstü servet vergisinin adıdır.
12 Kasım 1942’de yürürlüğe giren bu olağanüstü vergi, savaş döneminde devlet gelirlerini artırmayı hedefliyordu. Ancak uygulamada gayrimüslim topluluklara çok daha yüksek oranlarda vergi yükü getirildi. Vergisini ödeyemeyen yüzlerce kişi Aşkale Çalışma Kamplarına gönderildi. Bu durum, özellikle İstanbul’daki Sefarad cemaatinin ekonomik yapısını derinden sarstı ve toplulukta kalıcı izler bıraktı.
Yirmi Kur’a Askerlik:
1941–1945 yılları arasında uygulanan bu düzenlemeyle gayrimüslim erkekler özel çalışma taburlarına alındı. Bu uygulama, Sefarad toplumu içinde güvensizlik duygusunu artırdı.
Savaş Dönemi Göçleri:
Avrupa’daki Yahudi soykırımından kaçan bazı Aşkenaz Yahudiler, Türkiye üzerinden Filistin’e geçmeye çalıştı. İstanbul’daki Sefarad toplumu bu süreçte yardım faaliyetleri düzenledi. Ancak aynı yıllarda ülkede yükselen antisemit söylemler, cemaatin kamusal görünürlüğünü sınırladı.