Sefarad Yahudilerinin sanatı, 1492’de İspanya’dan sürgün ve ardından Osmanlı İmparatorluğu’na göçle yakından bağlantılıdır. Bu bağlamda, “Sefarad sanatı” yalnızca jeopolitik bir açıdan Yahudi sanatına atıfta bulunmaz. Bunun yerine, İber sanat geleneklerinin, Osmanlı kültürel etkilerinin ve Akdeniz stillerinin bir karışımını gösterir.
Sefarad sanatı hem korumayı hem de uyarlamayı içerir. Yerinden edilen zanaatkârlar, Endülüs’te yaygın olan tasarımları yanlarında taşıdılar. Bunlar arasında geometrik desenler, bitki motifleri ve zarif çizgi işçiliğine odaklanma yer alır. Ayrıca yeni çevrelerinin görsel kültürüyle de etkileşime girdiler: Osmanlı saray sanatı, Anadolu halk gelenekleri ve Doğu Akdeniz el sanatları. Akademisyenler artık Sefarad görsel kültürünü Yahudi sanatının daha alt bir biçimi olarak değil, kendine özgü çeşitli bir estetik olarak görüyorlar.
Mücevher, cam işçiliği, tekstil dokumacılığı, ahşap oymacılığı ve seramik gibi dekoratif sanatlarda benzersiz özellikler görüyoruz. Bunlar arasında İberya yolculuğuna gönderme yapan denizcilik sembollerinin kullanımı, sade ama ritmik desenler, sıcak ve yumuşak renk şemaları ve Davut Yıldızı, nar ve menora gibi tekrarlayan sembolik şekiller yer alır. Bu görsel öğeler hem sanatsal bir dekorasyon hem de kimlik ifadesi olarak işlev görür. Sefarad sanatçılar bu nedenle hafıza sanatı olarak adlandırılabilecek bir sürece katılırlar. Sanatları, kendilerini tanımlamanın ve bir diasporadaki topluluk bağlarını sürdürmenin bir yolu olarak işlev görür.

İstanbul, İzmir ve Selanik gibi şehirler, Sefarad sanat çalışmalarının ve kültürel alışverişinin geliştiği merkezlerdi. Bu yerlerde sanat, yalnızca kişisel veya dini bir ifade değil, aynı zamanda bir topluluk ifadesiydi. Eserlerin kendisi, bir arada yaşamanın ve uyumun kanıtı haline geldi.
Bu nedenle, Sefarad sanatı birbiriyle bağlantılı üç yönü bünyesinde barındırır:
(1) göçmen bir geçmiş,
(2) kültürel kaynaşma ve bütünleşme ve
(3) hafıza ve kimliğin görsel dili. Akademik tartışmalar bunu, aidiyet ve yerinden edilme duygularını yönlendiren bir “diasporik estetik” olarak çerçeveler.